AHMED
DAVUDOĞLU
163 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
Hadîsin bir rivayetinde
(Küfre dönmekten) ibaresinin yerine: Yahudi veya hırîstiyan olmağa
dönmekten...» buyurulmuştur.
Bu hadîsi Buhâri ile
Müslim bilittifak Muhammed b. el-Müsennâ 'dan ayni isnadla tahric etmişlerdir.
Buhâri onu müteaddid yerlerde az çok lâfız değişiklikleriyle rivayet ettiği
gibi ayni hadîsi Tirmizi ile Nesâi dahi tahric etmişlerdir.
İmam Muhyiddin Nevevî:
«Bu hadis-i şerif İslâmın esas kaidelerinden büyük bir kaidedir.» demiştir.
Buhari şarihlerinden Bedrüddin Ayni bu söze şunları ilâve etmektedir: «Nasıl
büyük bir kaide olmasın ki; bu hadîsde imanın aslını hattâ aynini teşkil eden
Allah ve Resulullah sevgisi vardır. Hakikatte Allah ve Resulullah sevgisi,
Allah 'dan başkasını sevmemek ve küfre dönmekten tiksinmek: imanı haddizatında
kuvvetli, kalbi imana yatkın ve imanı etiyle kanına karışmış olan kimselere
müyesserdir. İşte imanın tadını bulacak dan ancak bunlardır.»
Ulema (Rahimehumüllah):
«İmanın tadından murâd, ibâdet ve tâatları lezzetli görmek, Allah ile Resulü
'nün rızalarını kazanmak için meşakkatlara tahammül göstermek; ve bunları dünya
menfaatine tercih etmekdir.» diyorlar.
Kulun Allah'ını sevmesi,
onun emirlerine uyarak ibâdet ve tâat-ta bulunması; muhalefet göstermemesi dir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i sevmek de öyledir. Onu sevmek şeriatını
benimsemekle olur. Bu bâbta Kaadî İyad şunları söylemiştir:
«Allah'ı sevmenin
ma'nası, ona tâat hususunda istikaamet sahibi olmak ve her hususda emir ve
nehiylerini benimsemektir. Maksad bu sevginin semereleridir. Çünkü sevginin
aslı, sevgilinin arzusuna muvafık olan şeye meyletmektir.
Halbuki Allah Teâlâ
meyletmek-den ve kendisine meyledilmekden münezzehdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) i sevmeye gelince: onda meyl caizdir. Zira insanın muvafakat
gösterdiği şeye meyletmesi, ya beğendiği için olur; güzel şekil ile iştahı
açıcı yemeklere meyli gibi, yahud aklıyla lezzet aldığı ahlâk ve ma'nalar
olduğundandır. Zamanlarına erişmese bile ulemâ ve sulehâyı sevmek gibi. Yahud
da kendisince iyilikde bulunduğu ve zararını giderdiği içindir, ki Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında bütün bu ma'nalar mevcuddur. Yani onun
zahir ve bâtını kâmildir. O bütün faziletleri şahsında toplamış, bütün
müslümanları hidâyete kavuşturmak suretiyle kendilerine ihsanda bulunmuştur.
«İmanın tadını bulur,»
ifadesinde kinaye suretiyle istiare vardır. Çünkü tad yalnız yenilen şeylerde
olur. İman yenilen şeylerden değildir. Binaenaleyh burada mecaz vardır. Ve
iman bala benzedilmiştir; aralarındaki vasf-ı müşterek ve vech-i şebeh lezzet
duyma ve kalbin meylidir. Buna istiâre-i mekniyye derler. Müşebbeh
zikredildikten sonra ona mü-şebbehün bihin levazımından olan tad, tehayyül
suretiyle izafe edilmiş; ve bir îstiâre-i tahyiliyye meydana gelmiştir.
Cüneyd-i Bağdadi (Rahimehullah) : Geceleyin ibâdet edenler için ibâdet,
eğlence sahipleri için eğlence yapmaktan daha lezzetlidir.» demiştir. İbrahim
İbni Edhem (Rahlmehullah) 'in dahi: «Vallahi biz öyle bir lezzet içerisindeyiz
ki, bu lezzeti hükümdarlar bilmiş olsalar onun için bize kılıçla harb
açarlardı.» dediği rivayet olunur. Hadîs-i
şerif Allah için bir birini sevmeye teşvik etmektedir.
Çünkü Allahu Teâlâ
mü'minleri kardeş ilân etmiştir. Allah ve Resulünü sevmekten o Resulün
getirdiği dine sâlik olanları sevmek lâzım gelir. Binaenaleyh imanın tadı,
ancak hâlis Allah için yapıldığı, dünya menfaatleri ve beşeri huzuzâtla
karıştınîmadığı zaman duyulur. Zira dünyevi menfaatler için Allah' ve Resulü'nü
sevenler umdukları menfaate nail olduktan sonra bu sevgiden mahrum kalırlar.
Hadîsde üç şeyin
hâsseten zikredilmesi, kalbe aid ameller oldukları için bunlara riya
karışmadığın dan dır. Bu üç şey, îmanın müsebbebi olduklarından onun tadına
delil sayılmışlardır. Çünkü müsebbebin mevcudiyeti sebebin vücuduna delâlet
eder. Mezkur üç şey birbirinin lâzım-ı gayri mufarikı olduklarından ayn ayrı
bulunamazlar. Binaenaleyh mefhumu adedi nazar-ı i'tibâra alınarak: «Kendisinde
bu üç şeyden yalnız biri bulunan kimseye ne denilir?» şeklinde bir suâl varid
olamaz.
İmam Mâlik
(Rahimehullah) ile diğer bir takım ulemâ: «Allah için sevmek ve Allah için
buğzetmek dini vâcibattandır.» demişlerdir.
Bu hadîs hakkında şöyle
bir suâl hâtıra gelebilir. Nasıl olmuş da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) burada: «Bîr kimseye Allah ile Resulü başkalarından daha sevgili
olmak...» demiş; yani «başkalarından» ifâdesindeki zamiri Allah ile Resulü
arasında müşterek kull'anmıştır. Halbuki, hutbe okurken bir yerde zamiri Allah
ile Resulü arasında müşterek kullanarak: «Her kim onlara (Allah ile Resulüne)
isyan ederse muhakkak sapmıştır.» diyen bir hatibi bizzat Peygamber (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) paylamış; ona «Sen ne kötü hatipmişsİn...» demişti.